Madalyonun diğer yüzü

Wednesday, 22 November 2017 - 13:30

Sık sık çocuk kitaplarından pasajların yayınlandığı fotoğraflara denk geliyorum. Bu pasajlarda çocukları son derece yanlış yönlendirecek kısımlar var. Mesela bir tanesi tüylerimi diken diken etmişti. Yayıncısını ve yazarını bilmediğim bu kitabın bir paragrafı paylaşılıyordu, paragrafı aynen yazıyorum;

“Kız saygıyla babasının karşısında oturmuş. “Buyur baba!”
“Kızım büyüdün artık, güzel bir kız oldun. Ne yazık ki annen öldü. Ölen ile ölünmüyor, yaşam sürüyor. Benimle evlenir misin?”
Kızın başından şapka uçmuş. Ne diyeceğini şaşırarak kalkıp odayı terk etmiş. Babası öfkeyle arkasından gelmiş: “Kaçmana gerek yok! İyi düşün!” diye tehdit etmiş.

Fotoğrafını gördüğüm paragrafta noktasına virgülüne kadar aynen bunlar yazıyordu. Dediğim gibi hangi yazarın, hangi yayın evinin ürünü bilmiyorum.

Kitabın öncesinde ve sonrasında da ne yazdığını, konunun tamamını da bilmiyorum, ama şu kadarcık paragraf beni allak bullak etti mi, etti. Hemen bir imza kampanyası başlatıldı. “Sağlıklı bir nesil yetiştirmek için çocuklar (0-18) için basılan her türlü yayın (öykü, masal, hikaye kitabı, soru bankası, ders kitabı, vb.) içeriğinin çocuk psikolojisi ve gelişimi alanında uzman bir Klinik Psikolog/Psikolojik Danışman tarafından kontrol edilmesi şartı getirilmelidir.” diyerek haklı olarak çocukların psikolojik gelişimi için yetişkinler tarafından yazılan bu kitapların denetimden geçmesi isteniyordu. Buraya kadar her şey naifçe ve haklı bir istek olarak görünüyor. Peki bir de madalyonun diğer tarafını çevirelim.



Yasakçı ve sansürcü zihniyetin, belli ideolojileri serbest bırakıp diğerlerini yasaklamak ve hatta cezalandırmak olarak görülmesini nasıl engelleyeceğiz? Yasakçı zihniyetin de suistimale çok açık olduğunu, burada asıl denetim merkezinin ana babalar ve eğitimciler olması gerektiğini de unutmamak, göz ardı etmemek gerek. Elbette çocukların psikolojisi göz önüne alınmalı ama çocuğuna kitap alan bir anne babanın, aldığı kitabın içeriğini de kontrol etmesi gerekmez mi? Okulda okutulan ders kitaplarının Milli Eğitim Bakanlığı’nca uzman Klinik Psikolog ve Psikolojik Danışman’lar tarafından denetlenmesi gerektiğini zaten savunmalıyız.

Evde televizyon izleme saatlerimiz vardır ama her kanal ya da her çizgi filmi değil. Benim uygun gördüğüm, eğitimlerine katkı sağlayacağını düşündüğüm filmler ya da programları izlemelerine izin veriyorum. Bir anne olarak yapmam gerekenlerden biri de çocuklarımı denetlemek ve onlara uygun bulduklarımı sunmak. Nasıl ki çocuklarımı sürekli fast food ya da şekerle beslemiyorsam, ruhlarını da çürütecek kitap ya da TV programlarını onlara vermiyorum. İlk denetim merkezi, anne babadır.

Türkiye Yayıncılar Birliği’nden gelen bir basın açıklaması da endişelerini net bir şekilde ortaya koymuş. Çok çarpıcı ve düşündürücü bulduğum basın açıklamasını okumanızı rica ediyorum, sonra karar sizin…

“Çocuk kitaplarında, çocuk psikolojisine aykırı içeriklere maalesef rastlanmakta, bu konuda haberler basına yansımakta ve kamuoyunun haklı tepkisini çekmektedir. Ancak soruna çözüm olarak ortaya atılan, tüm kitaplara yönelik “uzman denetimi”nin yasalaştırılması talebini, hem çocuk yayıncılığı hem de çocukların geleceği açısından çok endişe verici bulduğumuzu belirtmek istiyoruz.

Edebiyat eserlerinin “çocukları korumak” adına ideolojik denetime ve baskıya maruz kalması, edebi eserlerin kısmen ve tamamen sansürlenmesi, maalesef tarihimizde yeni olmayan ve özellikle eğitim alanında sıkça karşımıza çıkan uygulamalardır. Çocukları Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun raporlarıyla çocuk edebiyatının yanı sıra yetişkinlere yönelik edebi eserler ve dünya klasikleri bile dava konusu edilmekte; yayıncı, kitabının edebi eser olduğunu kanıtlamaya zorlanmaktadır.

Bunlar, her fırsatta itirazımızı seslendirdiğimiz yasakçı zihniyetin yansımalarıdır. Üstelik, eğitim kitaplarıyla edebiyat kitapları arasında doğallıkla olması gereken farkların bilincinde olunmadığının da göstergesidir. Ülkemizin çocuk edebiyatının tüm birikiminin böyle bir tepeden inme denetime mahkûm edilmesi, çocuklara verilecek en büyük zararlardan biri olacaktır. Edebiyatın özgürlüğünü elinden almak, yeni bir baskı mekanizmasıyla zihinleri daha da karartmaktan başka bir sonuç getirmez.

Çocuk yayınlarının, çocuk psikolojisine uygunluğunu incelemek; çocuklara yaşlarına, duygusal ve zihinsel gelişim düzeylerine ve ilgi alanlarına uygun kitapların üretilip sunulması önemlidir. Bu nitelikte kitapların üretilmesi öncelikle yayıncıların, çocuklara sunulması ise öğretmenlerin ve ailelerin doğal sorumluluğudur.

Çocuklarda travma yaratacak, zihinsel ve ruhsal gelişimlerine zarar verecek herhangi bir unsuru yayınladıkları kitaplarda bulundurmamak, elbette çocuk yayıncılarının başlıca etik sorumluluklarındandır. Yayınevleri, alanında uzman editörleri sayesinde, çocuk kitaplarının yayına hazırlanma sürecinde gerektiğinde farklı pek çok disiplinden uzmanların görüşlerine başvurarak, kitapların hedef yaş gruplarına göre yayımlanmasını sağlamakla yükümlüdür.

İşini layıkıyla yapan yayıncıların bu konuda ne kadar hassas davrandıklarını, çocuklara okuma coşkusu ve hayal gücü zenginliği veren, zihinsel ve psikolojik gelişimlerini ivmelendiren sayısız nitelikli çocuk kitabından ve ebeveynlerin çocuk kitaplarına her geçen gün artan talebinden izlemek mümkündür.

Bu önemli konunun “edebiyata denetim” için vesile edilerek, çarpık biçimde tartışılmasına son verilmesini ve bu tür baskıcı yapılaşmalara yol verilmemesini diliyoruz.”